Her kapıyı aralayıp içini gösterir gibi…

Hiç bir şey düşünmeden, sokaklarda öyle anlamsızca gezdiğin oldu mu? Hiç bilmediğin daha önce belkide de girmeye bile cesaret edemediğin İstanbul’un o köhne ve dar sokakları..

Elimizde bir fotoğraf makinesi Taksimden Karaköy’e ordan Balat’a yürümek için yola çıktık.. Amaç fotoğraf çekmek,yürümek biraz kaybolmaktı.. Karaköy’de gezerken evler arasında kalmış kalıntı bir kule gördüm.. Bu güzelliği daha önce keşfetmemiş olmam beni üzdü, demir kapı ile kapatılmış oraya hapsedilmiş gibi adeta.. Fotoğrafını bile çekemedim sadece baktım ve uzaklaştım oradan. Aradan iki gün geçti hemen aramaya koyuldum. Elimde ne isim,ne cisim ne de fotoğraf vardı.

İnternet’te deli gibi araştırma devam ederken bir adamın blogu ile karşılaştım. Öyle güzel şeyler araştırıp yazmış ki büyülendim. İstanbul’daki bütün kuleleri araştırıp yayınlamıştı. Teşekkür etmek için altına yorum yazmak istedim ama bir türlü yorum kabul edilmedi. İnatla teşekkür etmek istiyordum, blog en son 2013’ün nisan ayında güncellenmişti, yine inat ederek adamı araştırmak istedim. Ya üniversite de bir hoca, yada benim gibi restorasyonu seven biri olduğunu düşündüm. 2013’ün nisan ayında vefat etmiş bir ressam olduğunu gördüm, yutkundum. Neden yorum yazamadığım ortaya çıkmıştı, “keşke teşekkür edebilseydim..” dedirtti. (merak işte)

Çocukken o yıkık dökük yapılara  bırak girmeyi önünden bile geçmek beni korkuturdu. Sanki içinden bir canavar çıkacak ve beni içeri çekecekmiş gibi.. “ben ve benim şu küçük hayal güçlerim.”

De ki şu hayatta; yapabildiklerin yapabileceklerinden az olacak her daim/buna üzülme:yapabileceklerinin hepsini yapabilseydin umarsızca,her şeye kadir olurdun/o yüzden ki yapabileceklerini boşver,yapabildiklerini yap!

Sağlıcakla ..

Günaydın İstanbul, bugün nasılsın?

İki senedir aynı duraktan aynı insanlarla otobüse bindiğim o sabahlar.. Herkesin birbirinin gardolabında hangi kıyafetinin olduğunu öğrendiği- Bir sabah gelmediğinde acaba noldu diye düşünmeden edememediği..(bizeneyse)
Birbirimize hiç günaydın demiyoruz ama her sabah ne ruh hali ile uyandığımızı anlayabiliriyoruz.. Bazen boğazlamak istediğim insanlar olmuyorda değil hani.. sen 10 dakika soğuk yada sıcakta beklersin, son dakika gelen o şahıs gelir en önden biner, bir değil iki değil yahu.. Ve kimse birşey demez çünkü artık onlarda yapıyor.. Tabi benim elimde armut toplamıyor …
Ama öyle biri var ki .. 40 yaşlarında hiç evlenmemiş ve annesi ile yaşayan bir kadın,sarı cadı.. Nasıl oluyorsa illa durakta bir tanıdığı oluyor ve o insanı gördüğü an işte kabus başlıyor.. “Günaydın” kilit bir kelime oluyor onun için.. Sonra bütün otobüs sakinleri olarak bir durak gitmesine rağmen bütün hayatını bilebiliyoruz.. Misal bir haftadır tatile gitme hayali kuruyor.. Ona günaydın diyen kadın/erkekler konuştuğuna pişman oluyor tabi bende yani onların dediğine.. Soluksuz kimseyi konuşturmadan anlatıyor ne olursa.. İnce tiz bir ses ve susmayan bir çene.. Konuşmanın içinde sürekli “annem de öyle dedi” cümleleri.. (Ağlamak istiyorum)
Kadın otobüsten indikten sonra, “ohhh.” Diyen insanları gördüm.. Şimdi bu sabah nasıl devam eder, yarın son günü 1 hafta sessizlik …

Bu hikayeyi metroda ve yürüyen merdivenlerde yazmakta ayrı bir keyifmiş ..
Güzel geçsin gününüz..🌻